in

Atatürk ve 30 Ağustos

Eğer bugün Türk kadını, diğer müslüman ülke kadınlarına göre daha özgürse, Evde, iş hayatında, sosyal hayatta, siyasal alanda erkeklerle daha eşitse, çağdaş normlarda onurlu bir birey olarak hayatın daha çok içindeyse, bunu dine değil, Mustafa Kemal ATATÜRK’e Borçludur…!

Bazı bayramlar çok güzeldir. 

Özellikle hak edilenler.

Korumak, kurmak kadar zor, kurmak kadar önemli..

Her insanın bir ülkesi vardır ama her ülkenin Mustafa Kemal’i yoktur.

Teşekkür ederim Atatürk’üm… Kandırılmadığın, kandırmadığın, dik durup eğilmediğin, gerçek bir Lider olduğun için..

“Ata’m izindeyim” yazarken yüzüm kızarıyor. Çünkü bıraktığı izler bu kadar belli iken, ne kadar mirasını koruyabildiğimi, ne kadar kendimi eğitebildiğimi, ne kadar üretebildiğimi, ne kadar kendimi geliştirebildiğimi sorguluyorum. Bir gün bu cümleye layık olmak dileğiyle..

Dökerim içimi kıyı köşe heryere astığım fotoğraflarına… Neden kalamadığımı anlatırım bu ülkede ve sırf senin yüzünden kaçıp gidemediğimi de… Bir şey olur, “neden kurtardın bu ülkeyi” diye söylenirim. An gelir “iyi ki kurtarmışsın”derim. Ne zaman isyan edip bu ülke için bir şey yapmam artık desem, senin en ciddi bakişli fotoğrafına denk gelirim. Emanetine ihanet ediyorum gibi hissederim. İçim titrer sana bakarken. Ben ne zaman seni düşünsem güçlenirim! Belki de bunca cesur oluşumun sebebisindir. İyi ki yıllar önce bugün yeniden doğmuşsun, hiç ölmemek üzere… Seni seviyorum, hiç tükenmemecesine… Çok…

Çok baskı var, çok fazla tahrik… Çok dışlanmışlık var, çok fazla taktik! 

Çok zulüm var, çok fazla ölüm! Çok adaletsizlik var, çok vahim durum! 

Çok karanlık var, çok fazla sorun…

Neredeyse sen gittiğinden beri sürekli freni boşalmış bir araba gibi kayıp giden bir özgürlük var… 

Çok fazla sancı var Atatürk’üm, çok fazla duvar!!!

Her şey çok fazla bu ülkede bu aralar! Kötüye giden her şey çok fazla! 

Sen de fazlaydın! Tüm dünyanın, düşmanlarının bile saygıyla önünde eğildikleri biriyken, bugün hırsıza, tecavüzcüye, adaletsize, soysuza, gurursuza, yüzsüze, bölücüye, KATİLE boyun eğen bir millet için SEN HEP ÇOK FAZLAYDIN! 

Öyle gösterilmeye çalışılsa da biz AZ değiliz! 

Seni başının üstünde, kalbinin içinde, beyninin fikrinin ve eyleminin tam önünde tutan bizler AZ değiliz!

Ve bugün seni unutturmaya, silmeye çalışanlara karşı kendi adıma; 

Korkmuyorum!

Durmuyorum!

Yılmıyorum!

Direniyorum! 

Tüm dünya bir olsa FİKRİNİ IŞIĞINI içimden söküp alamaz! 

İyi ki senin çocuklarından biriyim! 

Hiçbirşeyim olmasın, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ün çocuğuyum demek onurunu dünyaları verseler değişmem! 

Babaannem; “ilkokuldayken Atatürk’ün ölüm haberini aldığımızda siren seslerini duymuyorduk öyle çok ağlıyorduk ki önlüklerimizi, yakalarımızı parçalamıştık ve o gün Türkiye yok olacak, her şey bitecek sanmıştım!” diye anlatırdı. Bir gün Atatürk’ü anlattığımız bir kompozisyon yarışmasında 1. olduğumu duyduğunda “…Demek ki bitmemiş, Atatürkçü çocuklar torunlar yetiştirebilmişim” demişti. Keşke ben de bunu söyleyebilsem bir gün! “ATATÜRK DİKTATÖRDÜR” diyenlere ona hakaret edenlere hayatı zindan edebilsem! Duam, namusum, şerefim herşeyim seninle… 

İstanbul’dan bizzat kendisine gönderilen ve Mustafa Kemal Paşa’yı tutuklamasını emreden telgrafa rağmen “Ben ve kolordum emrinizdedir Paşam!” sözünü söyleyerek Mustafa Kemal Paşa’nın emrine giren Birinci Ferik Musa Kâzım Karabekir’e, 27 Ağustos 1922 sabahı Mustafa Kemal Paşa’ya telefonda kuşattıkları tepeyi yarım saat sonra alacaklarını bildirmesine rağmen bunu başaramayınca intihar ederek hayatına son veren Miralay Reşat Çiğiltepe’ye, Özellikle cephenin biraz gerisinde yüksekçe bir yere oturup tabancalarını dizlerine koyarak “Geri çekileni vururum” mesajı vermesi ve birkaç sefer geriye kaçan askerler üzerinde bunu bizzat uygulamasıyla “Deli Halit” lakabını alan Mirliva Halit Karsıalan’a, Kütahya’nın Emet ilçesinden kendisi, Emet halkı ve süvarileri tarafından kaçırılan Yunan ordusunu kovalayarak İzmir’e giren ilk süvari birlikleri komutanı Ferik Fahrettin Altay’a ve

Demiryollarının kesiştiği yer olan Eskişehir’e bir üs kuran ve savaş boyunca derme çatma, trenlerle cepheye asker, cephane, malzeme nakleden; ray döşeten; gerektiğinde ray ve vagonlardan çelik söktürüp kılıç yaptıran miralay Behiç Bey’e, İzmit ile Adapazarı’nı geri alıp, Sakarya Meydan Muharebesi’ne katılarak üstün başarılar kazanan Birinci Ferik Kazım Fikri Özalp’e, Birlikleri ile İzmit ve adapazarı üzerinden Bilecik ve Eskişehir istikametine ilerleyen İngiliz kuvvetlerine Geyve yakınlarında ateş açarak onları durdurup geri püskürten ve Türk Kurtuluş Savaşı’nı fiilen başlatan ilk komutan olan Mirliva Ali Fuat Cebesoy’a; Bahriye Nazırlığı’ndan ayrılan ve Anadolu’daki Milli Mücadele hareketine katılan albay Hüseyin Rauf Orbay’a;

İstanbul’dan Anadolu’ya silah ve mühimmat kaçıran, İtalyan işgalindeki Antalya depolarında bulunan silah ve mühimmatın Kuva-yı Milliye’ye kazandıran Mirliva İbrahim Refet Bele’ye;

İstanbul Hükümeti tarafından ulusal hareketin önderlerinden biri olarak rütbesi kaldırılan, nişanları geri alınan ve idamına karar verilen Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak’a; Harbiye’de Askeri Taktik ve Strateji Öğretmenliği yapması nedeniyle başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Kurtuluş Savaşı’ndaki üstü düzey komutanların büyük çoğunluğu tarafından “Hocam” diye hitap edilen, Büyük Taarruz’dan önce taarruz stratejisinin belirlenmesi için yapılan toplantılarda, tedbirli ve titiz karakteri nedeniyle, taarruz planını çok riskli ve tehlikeli bulduğu için şiddetle itiraz eden, ancak yine de verilen emirleri, biri hariç, harfiyen yerine getiren Orgeneral Yakup Şevki Subaşı’ya; Yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatip olan, Kurtuluş Savaşı’nda cephede Mustafa Kemal’in yanında görev yapan, sivil olmasına rağmen rütbe alarak bir savaş kahramanı sayılan Onbaşı Halide Edip Adıvar’a; Kağnıyla cepheye silah taşıyan Fatma Nine’ye; İnebolu’da bulunan cephaneleri Ankara’ya götürülmesinde çocuğu ve kağnısıyla yer alırken, kış şartları nedeniyle cephane ıslanmasın diye battaniyesini cephaneye sarman, bebeğinede sarılıp onun donmaması için uğraş verirken donarak ölen Şerife Bacı’ya; Onbaşı olduğunda neredeyse sadece kadınlardan oluşan birliği ile düşmanın cephe gerisine bir saldırı düzenleyen ve aralarında bir Yunan subayı dahil toplam 25 esir askerle geri dönen Erzurumlu Kara Fatma Seher Erden’e; Kocayayla baskınında geri çekilen silah arkadaşlarına cesaret vermek için hızla öne atılınca başından vurularak şehit olan Gördesli Makbule’ye;

Çanakkale’de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini bozdurup kendine bir tüfek alıp dağa çıkan ve Yörük Ali Efe’ye katılan, Emir Ayşe’ye;

Düzenli ordu kurulana kadar yirmi aylık bir sürede düşman kuvvetlerinin Aydın kanadından Anadolu içlerine ilerlemesi engelleyen Yörük Ali Efe’ye;

Bekir Ağa Bölüğü`ne baskın düzenleyerek tutuklu bulunan vatansever ve aydınları kurtarıp Anadolu`ya geçmelerini sağlayan Yahya Kaptan’a;

Bir Fransız gemisini kaçırmayı başarınca ona layık görülen istiklal madalyasını geri çevirerek “Ben madalya için değil milletim içim savaştım” diyen İpsiz Recep’e;

Kumardan hileyle kazandığı 45 bin frank ile kendi deyimiyle İzmir’deki vatan görevine başlayan İngiliz Kemal lakabıyla anılan Türk ajan Ahmet Esat Tomruk’a;

Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın gizli örgütü Karakol’un yöneticisi Naciye Faham’a;

İşkence görmesine rağmen Karakol’un adresini vermeyen Topkapılı ebe Şahende’ye;

Felah Grubu’na saraydan bilgi taşıyan V. Murat’ın kızı Fehime Sultan’a;

İşgal protestolarında on binlere konuşan Şükufe Nihal’e;

Sebahat’e ;

Zeliha’ya;

Darülfünunlu Saime’ye;

12 yaşında İnönü muharebelerinde savaşan Nezahat’e;

“Muhabere bana düğündür Paşam” diyen Mustafa Kemal’in askeri Sivaslı Fatma Seher’e; Çerkez kadınları örgütleyen Hayriye Melek’e;

Alaşehir’deki zulmü dünyaya çektikleri telgraf ile duyuran Makbule’ye; 

Nebile’ye;

Yunan işgaline elinde silahla karşı koyan Turgutlu’lu Çavuş Ayşe’ye;

Ödemiş’li Fatma’ya, Köpekli Nuri Çetesi’ne katılan Aydınlı -namı diğer Binbaşı Ayşe’ye;

Yörük Ali Efe’nin 1. bölüğünün 4. mangasında nişancı olarak savaşan Emire Aliye’ye;

Elinde balta ile Menderes Köprüsü’nde düşman bekleyen Arşın Teyze’ye, Sarayköy’e gelen İngilizci Nasihat Kurulu’nun üzerine silahla yürüyen Adöv Ayşe’ye;

Başındaki yırtık örtüsünü erkeklerin yüzüne atıp, “alın bunları örtünün, verin silahları ben savaşırım” diyen Kezban’a;

Mavzeri hiç susmayan şehit eşi Senem Ayşe’ye; Düğünde takılan altınları Ankara’ya bağışlayan Kastamonulu 17 yaşındaki Hatice’ye;

Üç kızını Mustafa Kemal’e emanet edip Sakarya Cephesine koşan ve yaralanan Ayşe Çavuş’a;

Düşmanla işbirliği yapan oğlunu vurup dağa çıkan Domaniçli Habibe’ye, Erkek kılığında savaşan ve sonra kadın olduğu anlaşılan Halime Çavuş’a

Soyadını İnönü meydanında çarpışa çarpışa alan Mustafa İsmet’e;

Ve

“Geldikleri gibi giderler” deyip, geldiklerinden biraz daha hızlı gitmelerini sağlayan GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞA’ya..

Ve diğerlerine.. Ruhları şad mekanları cennet olsun …

Bu içerik üyemiz tarafından oluşturulmuştur. Kendi İçeriğini Ekle!

Rapor Et

İştirakçi

izzet Tarafından Yazıldı

Video Ekleyiciİmaj OluşturucuListe OluşturucuYılların Üyesiİçerik OluşturucuOy Bağımlısı

Yorumlar

Yorumlara Abone Ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Torumlar

Loading…

0

Bu İçeriğe Oy Ver

Postdam Kalesi

KİM BUNLAR?