in

SİZ NEREDEN BİLECEKSİNİZ BİZİM NELER ÇEKTİĞİMİZİ..!

Ben bir çam ağacıyım dağ başlarında… Yüz binlerceyim ben… Sizler oksijensiz kalmayasanız diye göklerden oksijen topladık biz yüz yıl boyunca….

Şimdi cayır cayır yanıyoruz… Siz yoktunuz yanımızda. Kiminiz üzüldünüz, çaresiz kaldınız, ağladınız uzaktan… Çoğunuz da romantik takıldı bize baktıkça…Mehtaplı gecelerde sandı kendini..!  En kötüsü de cansıza saydılar bizi. Bizler de acı çektik ateşte yanarken…. Ve sizler gibi bağırdık acıyla; ama duymadınız; duymadılar…  Yüreklerin kulakları sağırdı çünkü !

Siz nereden bileceksiniz bizim neler çektiğimizi..!

Hep göğe baktık yanarken… Doruklarda gözlerimiz uçakları aradı..! Karşımdaki ardıç ağacı, “Moralinizi bozmayın, Mustafa Kemal tez zamanda  bir söndürücü uçağı gönderir, diye umutlandırıyordu komşu ağaçları.

Belli ki, ardıç ağacı, Mustafa Kemal’in de kendisi gibi yüz elli yıl yaşadığını sanıyordu. Gelmedi Mustafa Kemal’in uçakları..!

Ve kül olduk, savrulduk yüz yıl geriye doğru…

Siz nereden bileceksiniz bizim neler çektiğimizi..!

Ben bir zeytin ağacıyım Muğla’nın her yerinde… Yeşil yapraklı dallarım  barışın simgesidir. Sofralarınızda zeytinim ben… Yemeklerinizde kalbinizin dostu zeytinyağıyım… Kiminizin türkülerinde zeytin gözlü sevgiliniz olurum. Kimi türküleriniz düşmandır bana. Zeytinyağlı yiyemem, diye başlar. Ama ben  her şeyimle bir Akdeniz Uygarlığıyım..!    Ne var ki ben de yandım, yağımla kavruldum; kül oldum. Yandı uygarlığım, bir su vereniniz olmadı.

Siz nereden bileceksiniz benim neler çektiğimi..!

Ben bir bal arısıyım Marmaris’te, Milas’ta ve bütün yangın yerlerinde…

Yaşamın güzelliğini benimle dile getirirsiniz… Arım, balım, peteğim diye başlarsınız güzellik övgünüze…Ben de yandım zalımın ateşinde. Bundan böyle en az elli yıl doğal çam balı yiyemeden yaşayacaksınız ve Amerikan şekeriyle besleneceksiniz.

Siz nereden bileceksiniz benim neler çektiğimi..!

Bizler de yandık ormanın tüm canlıları olarak. Doğanın dengesiydik biz, güzelliğiydik…

Özgürce yaşadığımız ormanlar ve topraklar şimdi  ateşten mezarımız oldu. Siz nereden bileceksiniz bizim neler çektiğimizi..!

Bütün canlıları en son umutları terk eder. Ne var ki bizler boşuna umutlanmışız… Gelirler, milyonlarca olurlar, cehennem ateşini söndürürler diye bekledik dumanlı umutlarımızla… Ama siz milyonlarca olamadınız… Bilemedik işte..!

Ve anladık ki…

Kendi yangınını söndüremeyenler, hiç bizim yangınımızı söndürebilirler mi ? Bilemedik..

Bu içerik üyemiz tarafından oluşturulmuştur. Kendi İçeriğini Ekle!

Rapor Et

İştirakçi

izzet Tarafından Yazıldı

Video Ekleyiciİmaj OluşturucuListe OluşturucuYılların Üyesiİçerik OluşturucuOy Bağımlısı

Yorumlar

Yorumlara Abone Ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Torumlar

Loading…

0

Bu İçeriğe Oy Ver

MAHSUSTAN KOL SAATİ

GERÇEK ile YALAN